Dolap Ağzına Kadar Konserveyle Doluydu
Sabah yan odadaki fahişenin inlemeleriyle uyandım. Sabahın sekizi ve inleyebiliyordu. Tanıyordum onu. Birkaç kez rastlamıştım kaldığım binanın koridorunda. İlk karşılaşmamızda yüzüme bakmıştı ama iş ister gibi değildi, ben de öyle bakmak istemiştim ve sadece para karşılığı gidebileceğim birisi gibi geçmiştim yanından. Aslında hiç fahişe olarak düşünmemiştim onu. Belki bir şeyler olabilirdi aramızda. Benim gelmemi bekliyorsa unutsun bunu, onun gibisi çoktu. Özel bir uğraş göstermem gereksizdi, her an bir tanesi girebilirdi içeri. Gözlerimi tavana dikip sesleri dinlemeye bıraktım kendimi. Otları yerken, kendisini izleyen büyük etçil kediyi farkedip, ağzındakileri çiğnemeyi bıraktıktan sonra başını kaldırıp ona baktığında, geyiğin gözlerindeki anlamsızlığın aynısı vardı sesinde. Ölüm tehlikesi sarsmamışti onu, ölmek ya da yeşillikleri yemek farklı hisler uyandırmıyordu. Kahvaltı eder gibi sevişiyordu. Yerken de aynıydı bakışları, kaçarken de... Yapması gerektiği için kaçıyordu. Ölmekten korktuğu için değil; bunu gövdesinden geriye, yenmemiş sadece başı kaldığında da gözlerindeki anlamsızlığın yine yaşıyorkenki yerinde olmasından anlayabilirdiniz. Umursamıyor hiçbir şeyi. Üstündeki adamın kafası, gidip gelmelerin her seferinde duvara çarpıyordu. İnlemeler hala kayıtsız ve bağımsız, kimseyle ilişiği yok. Belki de beni düşünüyordur, bilmiyorum. İlginç olan, o an o yatakta sevişmek umrunda olmasa bile yine de inliyordu. Mideni kargalar oyarken yemeye devam etmek gibi bir şey olmalı bu. Etkilemişti beni bu sahipsizliği, adama ait değildi asla. Belki de kıskanmamı önleyen de buydu. Yardım istiyor olabilir miydi, iniltiler sandığım gibi zevkten değil miydi, odasına dalıp adamı pencereden aşağıya araktan sonra hiç konuşmadan, yüzüne bakmadan geri, mi dönmeliydim. Bir an yapmayı düşündüm, bunu istemeyeceğine karar verdim ardından. Bu kadar güçlü ve umursamaz birisi, istese pekala adamı kendi fırlatabilirdi yataktan veya pencereden. Kafamı yana çevirip kanepemde uyuyan kadına baktım. Gerçekten çok güzeldi. Eteği sıyrılmıştı ve mükemmel bacakları gözüküyordu. Bu hali, gören herkeste şehvet uyandırabilirdi ona karşı. Benim hissettiğim artık onunla olmak istemediğimdi. Çok kısa zamandır beraberiz ve yalnızken yaptıklarımın özlemi giderek ağırlaşıyordu yaşadığımız şeyler artıyorken. Beraberken de yapıyorduk bunları ama yanımda kimse olmadan yapmalıydım. Normal büyüklükte bir inek yedi-sekiz köpeğe yeterdi, bir köpek ineğin hepsini zaten yiyemezdi. Tek basınayken de hep beraberken de koparacağı pay aynı olacaktı. Yedikleri ve onların gideceği mide de aynı olacaktı sonuçta; ama yine de yalnız yemeliydi. Gideceği yerin, lezzetinin, miktarının aynı olması yalnızken alacağı hazzın da aynı olacağını göstermiyordu. Biriyle beraber olduğumda ben kayboluyordum, ikimizin hayatı için çalışan bir doğurgana dönüşüyordum. Ya da karşımdakinin orospusu oluyordum. Aynı şeydi aslında; ilişkimizin annesi olmak ya da orospusu olmak... İkisinde de onlara zevk yaşatmaya çalışıyordum. Tıpkı anne gibi hata yaptığında onu dövemiyordum, ona kızamıyordum; affedip mutfağa gidiyordum sevdiği yemeği yapmak için. En fazla kendi kendime söylenirdim, bunu da duymamasına özen göstererek yapardım, veya tıpkı orospu gibi, memnun olmasa bile işten bir şey diyemezdim, üstüne dayak yer ve ve paramı alamazdım konuşursam. Tüm gün içip, radyoda müzik dinleyerek pencereden dışarıyı seyrederdim ve nereden buluyorlardı beni, arada bir çıkardım dışarı ve az sonra birisi olurdu mutlaka kolumda. Belki de zannettiğim kadar çirkin değilimdir, partilerde sadece işini yapan, kimseyle konuşmayan yakışıklı bir garson gibiydim, kimseye bakmazdım ama herkes beni görürdü ortalıkta dolaşırken. İlk fırsatta kolumdan tutup bir köşeye çekerlerdi beni. Karanlık falan da olmazdı, herkes görebilirdi. Genç çocukların kendilerine bakmalarından hoşlanan evli, son derece güzel, zengin ve yaşlı kadınların zevk aracı gibiydim; .ikiş makinesiydim onlar için. Beni köşede direğe bağlayıp, üstümde kendi kendilerini becerirlerdi. Yerlilerin, tanrılarının açlığına sunmak üzere, etrafında dans edip :kurbanı yakmak için bağladıkları direkle aynı direkti bu.
İnlemeler kesilmişti. Fahişenin çenesini yastığa dayayıp duvarın arkasından beni izlediği hissine kapıldım bir an. Sevişmesini köpeğine izlettirmiş gibi mutluydu galiba, onları sevişirken seyrettiğimi hayal etmiş olabilirdi. Göğüslerini olduğu gibi öne çıkarıp, kolları ki yana açık tüm havayı göğsünde toplamak ister gibi gerildikten sonra "günaydın bitanem" dedi, hafifçe gülümsüyordu gözlerini kısmış. Bana göre gün boktandı, cevap vermedim, kendime içki koyup penceremin yanına geri döndüm, üzerinde uyandığım masanın yanına, kendimle hayatımdaki kadını bir arada idare edemiyordum. Kaynayan kabın içinde çözünüp sudan ayrılmaya çalışan tuz gibi karmaşıktım, çözülüp göğe, tanrıya ulaşmak isteyen oydu, danseder hareketlerden sonra saf halde kendine ulaşan su oluyordu. Tuz yine katı olan ilk haliyle kabın dibinde oturuyordu. Yakaladığım sineğin kanatlarını yaktıktan sonra uçmasını bekliyordum, yapamaymca da tükürüğümde boğuyordum onu. Kafamı elimdeki bardağın içine sokup boğulmayı denedim. Olmadı. Eninde sonunda boğulacağım yer yeteri kadar büyümemişti henüz, daha çok kanla beslemeliydim gölü.
" Niye durgunsun öyle, akşam da yanımda yokt..."
" Seninle beraber olmak istemediğime karar verdim."
" A... aaa... anlamadım."
" Hayır anladın, yalnız kalmak istiyorum. Seninle veya başka biriyle ilgisi yok."
Kısa bir sessizlik. Bekliyordum, konuşacaktı.
" Ne oldu... ne yaptım... daha dün akşam uyumadan önce... nasıl farkettin bunu? "
" Farketmedim, karar verdim" Sustu. gerçekten iyi biriydi. Beni hemen anlayabileceğini düşünmüştüm, az da olsa tanıyordu beni ve olan biteni algılamasına yeterdi. Öyle de oldu. Çok az duyulur bir sesle tamam dedi. Yere bakıyordu sürekli, yüzüme baksa anında üstüme atlayıp tırnaklarıyla beni parçalayacağını gayet iyi biliyorduk ikimizde. Görmedim ama çenesi ağlamaktan az önceki sarsıntıyı geçiriyordu, şiddeti fazlaydı i sarsıntının, hissetmiştim titreşimleri. Eşyalarını toplamadan, sadece omzunu örtecek şalını alıp çıktı odadan. Sonra gelip alırmış eşyalarını ya da istersem bir arkadaşına da bırakabilirmişim.
Kapının kapanmasından sonra öylece oturdum biraz. Tamamen boş bir şekilde duruyordum, belki de geri gelir diye bekliyordum. Hata yaptım diye onu kandırabilirdim, barışabilirdik. Yerimden kalkmama kararımı verdim sonra, ben gidemezdim arkasından - gitmemeliydim de. Bu fırsatı kaçıramazdım. Gittiği için üzülüyordum, özlemeye başladım hemen. Odaya bakıp tek başıma olduğumu görünce ise sevinçten delirmek üzereydim.
Pencerenin dışında sakladığım kutuyu içeri aldım. Kapağını açtım. Beslediğim fare ölmüştü, kurtlanmıştı hatta. Epeydir bakmayı unutmuşum. Eski hali daha sevimliydi. Kutu ufaktı ve kilidi yoktu ama kaçmayı hiç denememişti. Ben de böyle istiyor herhalde diye orda beslemiştim onu. Kutunun içine ne zaman girdiğini, nasıl girdiğini bilmiyordum; orada bulmuştum öylece. Pencerenin camını kırmasına izin vererek içinde fareyle beraber kutuyu dışarı fırlattım. Masaya, çenemin tam altına düşen bir cam parçasında yüzümün yansımasını gördüm. Yanağımda, camdaki görüntüme bakarak, geçmek üzere olan bir yaranın kabuğunu söktükten sonra arkama yaslandım. Az sonra dudağıma sıcak bir şeyin tadı geldi, yara kanamıştı. Elimle silmeyi denedim, çok fazla kanamıştı. Üstüme silmekle çıkmayacaktı kan, kalkıp banyoya gittim. Musluğu açtım. Çamurdan yapılmış bir vazonun üzerine işleme yaparken, boyanın döndürülen vazo üzerinde ilerlemesi gibi süzülerek lavabonun deliğine doğru gidiyordu kan. Yüzümü de yıkadıktan sonra dışarı çıkmaya karar verdim.
Kapıyı açınca merdivenin demirlerine yaslanmış, karşımda sakız çiğniyor halde buldum fahişeyi. Gözlerimiz karşılaşır karşılaşmaz dudaklarına yapıştım. Kendime doğru çekip sıkıca sarıldıktan sonra sertçe çevirip duvara yasladım. Dudaklarımızın arasından saçları sızmıştı ağzımın içine, hissediyordum dilimin üzerinde. Hala ayrılmamıştık. Tek elim göğüslerinde dolaşıyordu, diğerini tüm vücudunda gezdirdikten sonra bıraktım onu. Dudakları aralık, hızlı hızlı nefes alıyordu ve bana bakıyordu. İnip kalkan göğüslerinden gözümü alamadım bir süre.
Merdivenlerden inmeye başladım. Artık kendimleydim, adi orospunun teki olan bendim. Beni göremeyeceği kadar aşağıya indikten sonra basamaklara oturdum. Düşünmek istedim bir an, sarsılmış hissettim kendimi. Düşünmeme zaman kalmadan yukarıdan tokat sesleri gelmeye başladı birden. Adamın biri fahişeyi dövüyordu. Hiçbir şey demeden.. Sebebi yoktu, öylesine.. Karşısındaki karşı gelmiyordu, sadece acıyı hissedip güzel bir konseri izledikten sonra ayağa kalkıp alkışlar gibi bağırıyordu. Hissettiklerini vücuda sokuyordu sadece, tepki yoktu. Uzun sürmedi dövmesi, kadın kısa sürede yere yığılıp ağlamaya başladı. Suçsuzluğunu ispatlayamayacağını bilen mahkum gibi tepkisizce yemişti dayağı.
Oturduğum yerden kalkıp binanın dışına çıktım. Markete girip iki tane altılık bira aldıktan sonra eve geri geldim. Basamakları çıktıktan sonra, kapımın önünde ağlıyordu hala, dizlerinin üzerine çökmüştü. Kafasını kaldırıp bakmadı ama anlamıştı benim geldiğimi. Kapıyı açıp içeri girdim. Bir bira alıp koltuğa oturdum. Radyoyu açtım.
Huzursuz oldum ama acıma duygusu değildi kesinlikle. Yapmam gerekenlerle yapmak istemediklerim aynı şey olup yine bunaltıyorlardı beni. Kendi başıma kalmam onun dışarda durmasına bağlıydı. Ya orada kalmalıydı ya da dayaktan ben öldürmeliydim onu eğer içeri alırsam. Adamın gelip tekrar dövmesini bekledim müzik dinleyerek, belki öldürürdü bu sefer. Gelmedi. Manasızca kapıya bakıyordum, biri kapıyı açıp elinde tuttuğu kıza ait başı ayaklarımın dibine fırlatacaktı sanki. Elimdeki şişe yere düşüp parçalandı. Biranın akışını izledim. Parmak kalınlığında bir çizgi halinde kapıya doğru ilerliyordu. Tam kapının önünde yavaşlayıp ufak bir göl oluşturmaya başladı, sular toplanıyordu artık. Hoşuma gitmişti bu durum, sırıtıyordum, dişlerim gözükmüştü. Kalkıp kapıya doğru ilerledim. Ufak gölüme basmamak için bir kaç adım uzaktan açtım kapıyı. Işığın benim olduğum odaya doğru koridordan gelmesinden dolayı yüzünü ayırt edemedim önce; ama o beni rahatça görebiliyordu. Biraz sonra gözgöze gelmiştik. Gölgemin ortada biriken suya doğru akıp gideceğini hissettim. Deriye atılan dikişin hasta bakıcı tarafından özensizce alınışındaki aynı müthiş ürperti vardı içimde, bir kopuş bu kadar zevkli olabilirdi, gölgem terkediyordu beni.
Kabaca kolundan tutup kaldırdım onu ayağa. Yüzünde şaşkınlık belirdi. Bir an mutlu olduğunu hissettim ama bu kadardı, daha fazlasını bulamayacaktı, ilk baştaki mutluluk sadece. Ortadaki ıslaklığa basmaması için uyardım. Yanağındaki gözyaşlarını koluna silerken kısık bir sesle tamam dedi, burnunu çekerek güldü hafifçe. Sümükleriyle özyaşlarının karışmasmdaki lezzeti istedim biran burnuyla dudaklarının arasına bakınca. Kapıyı kapattım, öylece duruyordu odanın ortasında. Üstünde giydiği şeyin kolları sümük ve gözyaşı sümekten ağırlaşmış, parmaklarına kadar inmişti. Saçları dalgalıydı. Ve yağlıydı. Hoşuma gidiyordu yağlı saçın parlaklığı. Uçlarına doğru iyice kıvırcıklaşıyordu dalgalar. Gözleri renkliydi. Ağlamak çok yakışmıştı gözlerine, başka hiçbir zaman olamayacağı kadar güzel parlıyordu gözleri. Sevmiştim bu görüntüsünü, sarılmak geldi içimden. Bir bira alıp açtıktan sonra eline tutuşturdum. "Ne yapiim bunla?" der gibi bakmıştı yüzüme. Gülümsetti bu bakış beni, dudaklarım aralanmıştı. Burnunu silmesi için arayıp bulduğum mendili vermek için kafamı çevirdiğimde kanepeye uzanmıştı. Yaşadığım son bir iki saati kaybettim o an onu öyle kanepede görünce. Sabah bir yaşantıyı terketmemiştim sanki, şimdi yanımda olanı uzun zamandır tanıyormuşum gibi hissettim kendimi. Onun için elimde tuttuğum mendili, kapıya doğru akmayı kesmiş olan suların kaynağı kırık şişenin üzerine fırlattım. Bunu, kaldırımda rastladığım cesedin üzerine gazete kağıdı örter gibi yapmıştım. Ve gerekli yerleri aramayıp yoluma devam etmiştim.
Ayakta dikilirken yerdeki boş konserve kutusu çarptı gözüme ve içine girmeye çalışan bir bok böceği. Bir bira da kendime alıp masama oturdum. Pencerede kırılmamış bir karenin üzerinde kurtlar çıkıyordu yukarı doğru. Sanırım farenin kurtlarıydı bunlar, benimkilerden farklıydılar. O yalnız kalmaktan kurtlanmıştı, bense kalamamaktan.


0 Comments:
Post a Comment
<< Home